
Tuncay, hükümetin açıkladığı “Sanayi Strateji Belgesi”ni değerlendirdi. Devletin sanayi politikalarının belirlenmesi bakımından “Sanayi Strateji Belgesi”nin hazırlanması ve kabul edilmesinin önemli bir adım olduğunu ifade eden Tuncay, “Esas olan bu Belgenin uygulanmasında, siyasi ve bürokratik iradenin sürekliliğinin sağlanmasıdır. Türkiye’de hazırlanmış çok sayıda stratejik plan, rapor ve kalkınma planları kağıt üzerinde kalmıştır. Kuşkusuz bu belgenin uygulanmasında iş dünyasına büyük görevler düşmektedir. Sanayi sektörü temsilcileri, Devletin “Sanayi Strateji Belgesi” uygulamasının takipçisi olmalı, güncellenmesini ve icrasını sağlamalıdır” dedi.
Böyle bir çalışmayı sevindirici bulan, ancak sadece sanayiyi kapsayan bir strateji ile ekonomide istenilen hedeflere ulaşılamayacağını ifade eden Tuncay, Sanayi stratejisinin, uzun vadeli Kalkınma Stratejisi içinde yer alması gereğine işaret etti.
Önce sanayi envanteri
Türkiye Sanayi Strateji Belgesi’nin (2011-2014) amacının “Türk sanayinin rekabet edebilirliğinin ve verimliliğinin yükseltilmesi, ihracata dönük yüksek katma değerli ve ileri teknolojiye dayalı üretimin gerçekleştirilmesi” olarak belirlendiğini ve hedeflere ulaşmak için 72 eylemin gerçekleştirileceğinin öngörüldüğünü belirten Tuncay, sanayi ile ilgili temel sorulara cevap verecek bir sanayi envanterinin olması gerektiğini vurguladı.
Strateji Belgesinde OSB’ler yok
“Sanayi Strateji Belgesi”nde organize sanayi bölgelerine yönelik “Organize sanayi bölgeleri yatırım cazibe merkezi olacak” şeklinde bir stratejik hedef ve bu hedefin gerçekleşmesini sağlayacak eylemler olmasını beklediklerini ancak bu beklentiyi karşılayacak eylem planını göremediklerini anlatan Tuncay’ın, konuya ilişkin özet değerlendirmeleri şöyle:
OSB’leri doğrudan ilgilendiren hiçbir eylem bulunmamaktadır. Stratejik planda, OSB’ler işbirliği yapılacak kuruluşlar olarak görülüyor. OSB’lerin, stratejik sanayi yapılanması alanları olarak belirlenmesi, Sanayi Strateji’nin vizyonu ve genel amacına uygundur. Eğer OSB’ler yatırım cazibe merkezi haline getirilirse, sanayinin önündeki engeller kaldırılırsa hedeflenen ihracat gerçekleşebilir ve Avrasya denilen dev coğrafyada ticari pay alınabilir.
AR-GE payı hedefin altında
Artık, imalat sanayi alanında faaliyet gösteren bir işletmenin rekabet gücünün ana belirleyicisi, sadece imalat yetkinliği değil; teknoloji, inovasyon, tasarım, pazarlama, lojistik, dağıtım gibi pek çok hizmet alanındaki performansına bağlı hale gelmiştir. Ülkemiz GSMH içindeki AR-GE payı % 0.85 ulaşmıştır. Ancak, bu miktar, 2000 yılı AB Lizbon toplantısında, 2012 yılında Türkiye için öngörülen % 2 hedefinin çok altında kalmaktadır.
Belgede düşük teknolojili sektörlerin yüksek katma değerli ürünlere geçirilmesi; orta ve yüksek teknolojili sektörlerin üretim ve ihracattaki paylarının artırılması hedefi de var. Ancak, bu hedefleri gerçekleştirmeye yönelik eylemler genellikle teknoloji üretiminden uzak görünmektedir Bu noktada temel stratejik hedeflerden biri “GSMH içindeki Ar-Ge payının yüzde 2’nin üzerine çıkarılacağı olmalıydı. Özellikle, özelleştirmelerden sağlanan gelirin belli bir kısmı doğrudan Ar-Ge ve inovasyon için ayrılabilir.
İthalatı düşürmek hedef olmalıydı
Türkiye’nin 2000 yılında ihraç ettiği üründe, ithal girdi payı yüzde 58 iken, 2008 yılında bu rakamın yüzde 64’e çıkmıştır. Hammadde ve malzemede ithalatın payı örneğin elektronikte yüzde 83’e, ana metal ve işlenmiş metalde yüzde 80’e çıkmıştır. Bu ne demek? Her yüz liralık ihracatın 36 lirası, Ülkemizde katma değer olarak yaratılmaktadır. Gerçek ihracat her yüz lirada 36 liradır. Kriz döneminde ihracat içindeki ithalat bileşeninin payı daha da artmıştır. Sanayi Strateji Belgesi’nde buna ilişkin bir hedef yoktur. Türkiye’nin ihracatı, ara mal ithalatına bağımlıdır. Bu bağımlılığının azaltılmasına yönelik politika tedbirlerinin biran önce uygulanması kaçınılmazdır. Bu nedenle “Sanayi Strateji Belgesi”ndeki, temel hedeflerden birisi, “Sanayi üretiminde iç tedarik bileşenlerinin miktarını artırmak” olmalıydı.
Bu hedefin gerçekleştirilmesi için, “üretimde ve yatırımda, ihtiyaç duyulan yatırım ve ara malı (yerli girdi) iç tedarik yoluyla sağlayan sanayi işletmelerine, bu mallar için KDV sıfır olarak uygulanabilir. Yine bu amaca uygun bir başka eylem “sanayi tesislerine verilen elektrik enerjisi ve doğal gaz tarife bileşeni içinde bulunan; TRT payı, Enerji Fonu, Belediye Tüketim Vergisi vb. vergi ve mali yükümlülüklerin kaldırılması” dır.
Bu eylemler çoğaltılabilir, önemli olan, Strateji Belgesinin milli bir sanayinin yaratılmasına yönelik stratejik amaçları ve eylemleri içermiş olması ve uygulanmasıdır.

Ekonomik gelişmişliğin temel ölçütü
“Üretim Gücü”, üretim gücünün temel ölçütü ise,
“Sanayi Üretim gücü ve Yeteneği” olarak kabul
görmektedir.
Sanayi üretiminin dünya pazarlarında
rekabet edebilir miktar, kalite ve verimlikte
olması esastır. Bu durumun oluşmasında sanayi
üretiminin bütün girdilerinin özenle seçilmesi,
geliştirilmesi, rekabet ortamına hazırlanması ön
koşuldur. Verimlilik artışları gözetilirken
sanayilerin kuruluş yer seçimleri ile tüm üretim
ve pazarlama faktörlerinin optimize edilmesi
gerekmektedir. Bu aşamada etkili bir planlama
ile iç ve dış dinamikler gözetilerek
oluşturulacak OSB’ler; ülke “Sanayileşme
Stratejisi ve Programlarının” en etkili aracı
olabilmektedir.
Ülkemizin en önemli
sorunu istihdam, dolayısıyla işsizliktir. Bu
sorun ülkemizin en başta refahını, sosyal ve
ekonomik gelişimini yakından ilgilendiriyor.
İstihdam Sorunu ve
Organize Sanayi Bölgeleri
İşsizlik ve istihdam
günümüz Türkiye’sinin en önemli sosyal sorunu
olmayı sürdürmekte, bunun toplum üzerindeki
olumsuz etkileri giderek derinleşmekte ve
artmaktadır. Başta Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanlığı olmak üzere, ilgili pek çok kamu ve
özel kurumun sorunu tartıştığı ve çözüm yolları
aradığı bilinmektedir.
Soruna çözüm yolları
aranırken, Türkiye’deki çalışma hayatı pek çok
yönüyle analiz edilmekte, istihdamın iç ve dış
dinamikleri, yapısı, etkileri vb. unsurlar
ayrıntılı bir şekilde gözetilmekte, istihdam
arttırabilmek için gerekli yollar ve kararlar
belirlenmeye çalışılmaktadır.
OSBDER olarak,
istihdam sorununa OSB’ler açısından
değerlendireceğiz.
Bize göre; kalıcı ve
kaliteli istihdamın esas alanı sanayi
sektörüdür. Kuşkusuz tarım sektöründe ve
özellikle hizmetler sektöründe yaratılan
istihdam, toplam istihdamın büyük paylarını
oluşturmaktadır. Bu durum çok önemlidirler ve
özenle ele alınmalı ve geliştirilmelidirler.
Sorunun çözümü için
önerdiğimiz yaklaşım, sanayi sektörünün
özellikle KOBİ’ler eliyle sahip olduğu istihdam
potansiyelinin öne çıkarılmasıdır.
Bugün yurdumuzun
Artvin hariç bütün illerinde sayıları (1-13)
arasında değişen toplam 263 OSB bulunmaktadır.
Bunların 148 adedi, 1 ve 1’den fazla çalışan
sanayi tesisi bulunan ve bu sebeple hizmete
girmiş olarak değerlendirilen OSB sayısıdır.
Bu sayıya göre,
OSB’lerin % 57’si işletme aşamasındadır. Ancak,
işletme aşamasında bulunan OSB’lerdeki sanayi
parsellerinin önemli bir kısmında ya sanayi
tesisi yok ya da tesisi üretime geçmemiştir.
Yani önemli bir kısmı boştur. Yer seçimi
kesinleşerek tüzel kişilik verilen ancak işletme
aşamasına gelememiş olan 113 OSB bulunmaktadır.
113 OSB’nin ise;
•
23 yer seçimi aşamasında,
•
29 kamulaştırma aşamasında,
•
18 imar planı ve altyapı projeleri yapım
aşamasında,
•
42 OSB’ nin de altyapı çalışmaları sürmektedir.
İmar planı onaylanmış
OSB’lerde şu anda 42.700 sanayi parseli
bulunmakta olup, bu sayının 47.000’i bulması
beklenmektedir.
Bugün (2010 yılı)
OSB’lerde 1.000.000 kişinin istihdam edildiği
yetkiler tarafından açıklanmaktadır.
İnşaat halindeki OSB’lerin tamamlanması ve
doluluk oranının %100’e ulaşması halinde, toplam
istihdamın yaklaşık 2 milyon olacağı tahmin
edilmektedir.
2010 yılı itibarıyla
% 23.9 tarım, % 19.8 sanayi, % 5.8 inşaat, %
50.5 hizmetler sektöründe istihdam edilmektedir.
Açık işsiz oranı ise % 13.7’dir. (Sanayi
sektöründe yaklaşık 4.000.000 kişi
çalışmaktadır. Bunun 1.000.000’u bugünkü doluluk
oranıyla OSB’lerde istihdam edilmektedir.)
Gelişmiş sanayileşmiş
ülkelerde sanayinin istihdam payı % 25-30’lara
ulaşmaktadır.
2008 yılı verilerine
göre gelişmiş sanayileşmiş ülkelerde ise
istihdamın sektörler arası dağılım oranları
yaklaşık olarak tarımda % 5-10, sanayide % 30 -
45, hizmetlerde % 45 - 65 olmaktadır. Buna göre
Türkiye gelişmiş sanayileşmiş bir ülke olma
yolunda ilerledikçe istihdam sorununa ancak
sanayinin toplam istihdam içindeki payını
artırarak çözüm bulabileceği görülmektedir.
Kanaatimizce
sanayimizin gelişmesi için en uygun ve etkili
alan ise; OSB’lerin ülke düzeyinde yaygın bir
şekilde geliştirilmesi olacaktır.
İstihdamda nitelikli
işgücü ile birlikte planlı işgücü de büyük önem
taşıdığından OSB’ler planlı işgücü ve dış
rekabete açık, değişen üretim ve teknolojik
koşullara uyum sağlayabilen eğitimli ve
nitelikli işgücünü de yaratmaktadır. OSB’lerde
açılan uygulamalı kurs ve eğitimler çalışma
yaşamının ihtiyacı ara elemanı ihtiyacını
karşılamaya çalışmaktadır.
Copyright © 2010 - Herhakkı saklıdır